Latest posts by Selen İlhan (see all)

COVİD-19 VS. İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ

İnsan egosu ve vurdumduymazlığı… İnsan doğasının kaçınılmaz getirisi olan bu iki özellik başımıza öyle işler açtı ki… İklim değişikliği, savaşlar, salgın hastalıklar, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan türler ve daha niceleri. İşte tam a bu yüzden özellikle son iki haftadır etkilerinin ülkemizde fazlasıyla hissetmeye başladığımız COVİD-19 adlı virüsün kendiliğinden bu kadar hızlı yayıldığını söylemek gerçek dışı olur.

Başkentin en işlek semtlerinden birinde yaşamını sürdüren biri olarak söyleyebilirim ki okulların “tatil” edilişinden sonra insanların izlediği tutum içler acısıydı. Sırf temel ihtiyaçlarımı karşılamak adına dışarı adım attığımda, kendilerine hiçbir sosyal kısıtlama getirmeyen genç nüfusu ve en büyük risk grubu olarak görülen altmış yaş üstü insanların hayatlarına hiçbir tehlike yokmuşçasına devam ettiklerini gözlemledim.

Neyse ki geç olmasına rağmen insanların bir nebze de olsa bilinçlenmesi, salgının yayılmasını engellemek için bir başlangıç. Peki bizi vurdumduymazlık aşamasından sıkı tedbirler alma noktasına getiren güç nedir? Korku… Yine de şunu sormadan edemiyor insan kendine, her yıl doğurduğu sonuçlar yüzünden Corona’dan daha fazla ölüme sebep olan iklim değişikliğine karşı önlemler almak için neden adım atmıyoruz?

Hali hazırda 1.5°C ısınan dünyamız eğer 0.5°C daha ısınırsa ekosistemin geri dönülemez tehlikelerle karşılaşacak olması düşüncesi yeterince korkunç değil mi? Sanırım devletlere ve milyarlarca insana göre, anlık ölüm düşüncesi kadar etkili olamıyor.

SALGIN HASTALIKLAR VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN BENZERLİKLERİ

Peki gelelim bu iki tehlikeli etmenin benzer özelliklerine, etkili oldukları süre zarfı eşit olmasa da salgınların ve iklim değişikliğinin sık sık gündeme gelme sebepleri aslında “global” sorunlar olarak değerlendirilmeleri ve ne yazık ki etki alanlarının kısıtlı bir bölge olmaması.  Ek olarak sadece iklim değişikliğinin orman yangınları, buzulların erimesi, hava kirliliği gibi olumsuz etkileri yok salgınlar da ülke ekonomisinde ve turizminde negatif etkiye sahip olup sosyal yaşantıyı kısıtlıyor. Eğitimdeki geri dönütü ise sadece duraklamayla kalmayıp, gerilemeye de neden oluyor. Ne salgın hastalıkların ne de iklim değişikliğinin nedenlerini ve sonuçlarını iyi anlayabilmiş değiliz, bu yüzden krizi yönetmekte de pek başarılı sayılmayız. Peki bunları değiştirmek için çok mu geç kaldık? HAYIR! Bireysel çabalar aslında ne kadar ufak çözümler gibi görünse de kitleler tarafından uygulanmaya başlandığında aslında ne kadar etkili olabileceğini bilmek heyecan verici. Ayrıca güzel bir haber de vermek gerekirse, hayatlarımıza aniden giren ve şok etkisi bırakan bu virüsün olumlu etkileri de yok değil.

“BİZ HASTALANDIKÇA DOĞA İYİLEŞİYOR.”

İtalya virüsün hızla ilerlediği bir ülke ve bizler bunu medya aracılığıyla gözlemledik. Son çare olarak uygulanan sokağa çıkma yasağı insan psikolojisinde kritik bir rol oynarken, doğa üstündeki etkilerini göstermekten çekinmiyor.

Nihayetinde doğa kendi benliğiyle yeniden kavuşma sürecine girmiş bulunuyor.


Venedik’te kanalların suyu berraklaştı, içerisinde özgürce yüzen balıkları görmek mümkün ve gezintiye çıkan ördekleri… Başka bir güzel haber de şu ki, bu iyileşme süreci sadece İtalya ile kısıtlı kalmıyor. Çindeki karantina sürecinden sonra ülkedeki hava kirliliğinde %25’lik bir azalma olduğu söyleniyor. Ülkemizde ise toplu taşımayı kullanan insan sayısında milyonları geçen bir düşüş yaşanırken trafiğin de azaldığı çok açık. Bütün bunlar karbon ayak izimizi azaltmaya katkı sağlamak için harika bir fırsat.

Karbon emisyonunu azaltmanın ve doğaya karşı olan sorumluluğumuzu yerine getirmenin başka bir yolu ise kendi kompostumuzu oluşturmak. Liselerde kimya proje konularında bile yer edinmiş bu basit ama etkili çözümü uygulamak için gerekli olan materyal sayısı da epey az. Toprak, ki topraksız kompost da mümkün, atık meyve ve sebzeler son olarak da bir bidon ya da saklama kabı… Çok etkili bir rol oynayan zaman ve sabır gerekliliğini de unutmamak lazım.

İnsanlığa karşı ne kadar öfkeli olsa da, doğa bize son bir şans tanıyor olabilir. Öyleyse neden onu kucaklamıyor ve kentleri doğanın bir parçası haline getirmiyoruz? Adım atmak bizim elimizde!

Paylaşmayı ve takip etmeyi unutmayın!

No responses yet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir