Latest posts by Okan Toygun Öztürkler (see all)

Birlikten Gelen Güç

Her günün bir gecesi bir de gündüzü var. Bu devinim yaklaşık 4,5 milyar yıldır devam ediyor. İnsanlık olarak daha kısa süredir burada olduğumuzu düşünsek de evrimsel süreci kapsayan canlılık çok daha uzun süredir burada.

Karanlık ve aydınlık tasvirlerimiz de bu devinimden geliyor. Kişisel ve toplumsal yaşamlarımızda da karanlık ve aydınlık döngüler yaşıyoruz. Bazen benliğimizde gün doğuyor, bazen de geceye bürünüyoruz. Her karanlığı bir aydınlık takip ediyor, her aydınlığı da bir karanlık.

Çoğu zaman şikayetçi olduğumuz şey bu inişli çıkışlı hallerin dengesizliği ve yer yer karanlık süreçlerde sıkışmış hissetmemiz. 

Bu durum günümüzde dünya için de geçerli. Doğal dengenin bozulmasıyla beraber dünyadaki devinim, olduğundan daha kaotik ilerliyor. İnsanlık olarak doğadan ne kadar bağımsız olduğumuzu düşünsek de dünyayla eş titreşim halindeyiz.

Dünya aslında yaşamı barındırarak üzerindeki deneyimlere ve olup bitenlere izin vermeyi seçiyor. Sanki bedenlerimizde olduğu gibi dünya da bir süredir hastalık geçiriyor. Hastalığa yakalanmak, ardından sancılı bir dönem yaşamak ve ardından da iyileşerek dingin bir hale gelmek hastalıklar için doğal bir süreç. Fakat biz bu durumu bir an önce sonlandırmak ve kendi düzenimize dönmek için birçok yola başvuruyoruz.

Dünyanın da yaptığı gibi yaşadığımız dönemin getirdikleri ile savaşmak yerine, onlara izin vermeyi seçebiliriz. Sonrasında ise dengeye gelmek için doğal yollara başvurabiliriz. 

İyileşme aslında dışarıdan gelmiyor, dışardan gelen etkilerle bedenlerimizde uyanıyor. Bunca yıldır süregelen bir organizma olmasının arkasında büyük bir kudret yatıyor. Eğer dünyanın da kudretini görebilirsek, onun iyileşme potansiyelini de görebiliriz ve bizim hayatlarımıza dengeyi getiren yollar, dünya için de uyumu tesis edebilir. 

Karanlık dönemlerimizde belki de en çok yakındığımız şey; ne kadar güçsüz, hassas ve kırılgan olduğumuz oluyor. Bize öğretilen güçlü olma tanımı, bir beton gibi her bir etkiyi sönümleyen ve dimdik ayakta duran bir imgeye sahip. Güç tanımımız hâkim olmaya ve yok etmeye dayalı olduğundan, bizim doğa üzerindeki egemenliğimize dayanarak dünyayı güçsüz ve çaresiz görebiliyor olabiliriz. Belki de ona bir bilinç atfetmediğimizden, onu sadece savunmasız bir materyal olarak düşünüyoruz.

Halbuki dünyanın bunca sene varlığını ve diğer yaşamları sürdürmesi, alışık olmadığımız bir güç tanımına dayanıyor. Üzerindeki canlılarla bir arada doğal bir dengeye bağımlı halde gelişen bir güç bu. Aynı zamanda evrendeki diğer unsurlara da bağlı şekilde konumlanıyor. Bu bağımlı hal, sandığımızın aksine kolaylıkla kırılamayan, unsurların birbirini beslediği bir gücü ortaya çıkartıyor. Aynı şekilde bedenlerimiz de bulunduğu ekosisteme bağlı. Onları ne kadar yorsak veya hor kullansak da dayanıklı kalabilmeyi başarabiliyorlar.

Varlığın başka unsurlara emanet edildiği bu anlayış, aslında güvene dayalı da diyebiliriz. Her bir canlıyı, hayatta kalmaya çalışan ve bunun uğruna birbirini yiyen türler olarak görmek yerine, ortak niyetle yaşamı seçen ve birbirine hizmet eden bir bütün olarak görebiliriz. Bu bakış açısını içselleştirdiğimizde, dünyanın bize duyduğu şefkati görmek de mümkün…

Aynı anlayış, toplumumuz ve küçük topluluklarımız için de geçerli. Aradan güçlü olup sivrilmeyi amaçlayan bir niyeti beslemek yerine, başkalarına benliğimiz aracılığıyla hizmet etmeyi seçebiliriz. Böylelikle, zor zamanlarımızda aradığımız gücü sadece kendimizde bulmaya çalışmak yerine çevremizden görebiliriz. 



Paylaşmayı ve takip etmeyi unutmayın!

Categories:

No responses yet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir