Latest posts by Begüm Ulusoy (see all)

İç Mekân Tasarımında Kompost: Değişen Mutfaklar

Mutfak her evin kalbidir: bu yüzyıllar boyunca ısının merkezi olan ocağın mutfakta olmasının yanı sıra besinin insanları bir araya getirme gücünün de bir metaforudur. İnsanlık, bir ateşin etrafında oturduğu ilk günden beri besin ve pişirme eylemi, onun sosyal bir varlık olmasını sağlamıştır.

Bu beslenmeyi (pişirmeyi) sadece var olmak için yapılan bir eylem olmaktan çıkarmış, günümüzde kaliteli zaman geçirmekle eşdeğer kılmıştır. Her dinde yemekle ilgili ritüellerin (örnek olarak: oruç ve Hz. İsa’nin son yemeği) bulunması rastlantı değil, insani bir ihtiyacın günlük hayat rutinine yansımasıdır. Yemek ve mutfak her kültür için az veya çok önemlidir, çünkü beslenemezsek hayatta kalamayız. Türk kültüründe yemek yemek, yemek pişirmek ve mutfak çok büyük bir öneme sahiptir (Dönmez Karagözler, 2011). Dönmez Karagözler (2011) 1950-1965 dönemini kapsamlı olarak incelediği tez çalışmasında konut mutfaklarını reklamlarla ve karikatürlerle de bağlantılı olarak incelemiştir. Mutfak tasarımı tarih boyunca teknolojiye bağlı olarak değişmiş ve eklenen her yeni teknolojik eleman tasarımı değiştirmiştir. Ancak, Türkiye’nin mutfak tasarımına baktığımızda politikanın tasarımı etkilediğini ve bu durumun mutfak kullanımına etki ettiğini görürüz. Modernleşme projesi bunun en belirgin örneğidir (Dönmez Karagözler, 2011). Özellikle tasarımcı/mimar tarafından alınan tepeden inme tasarım kararları, bazen toplumun talep ve ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalır. Kullanıcı teknolojik değişimler yüzünden ya da politik kararlar yüzünden olsun, değişimlere olumlu/olumsuz cevap verir ve tasarımın başaramadığı noktalarda kendi ihtiyaçlarını derme çatma çözümlerle iç mekâna adapte eder. Mutfak tasarımına baktığımızda bunun en belirgin örneği hamur açan ve yufka kullanan Türk insanının modern mutfakta bazı ek elemanlara ihtiyaç duymasıdır. Tasarımcı/mimar ‘artık hamur açmayacaksın/yufka kullanmayacaksın’ diye bir karar almıştır ama kullanıcının ev yapımı mantısını tarihe gömmeye hiç niyeti yoktur: tasarım kullanıcının kimliğini, ihtiyaçlarını ve yaşam tarzını yok saymış, bir başka kültürde sorunsuz işleyen tasarımı kopyala/yapıştır yaparak kullanıcısını kocaman bir tasarım sorunuyla baş başa bırakmıştır. Tasarımdaki yaygın yanılgılardan biri güzeli ve doğruyu görünce onu alıp kopyalayarak ayni güzele ve doğruya ulaşılacağıdır. Halbuki tasarım ve mimarlık bağlamla bağlantıdır ve kendi bağlamından çıkan bir mimarlık/tasarım ögesi artık doğru ve/veya güzel olamaz. Bu şehir ölçeğinden mutfak ölçeğine tüm tasarım, mekân tasarımı ve mimarlık disiplinleri için az veya çok aynıdır: ayrı ayrı güzel olan şeyler bir araya gelince anlamsız olabilirler.

Günümüzde artık bu tepeden inme tasarım anlayışı geçerliliğini yitirmiştir. Güncel tasarım ilkeleri bu modernleşme dönemi mutfak tasarımındaki yaklaşımların çok ötesine geçmektedir: artık iç mimar hem kullanıcısını hem de kullanılacak binayı/mekânı çok iyi anlamak ve analiz etmek zorundadır. Tepeden inme mutfak tasarıma hamur açma tahtasıyla karşılık veren Türk kullanıcısı, bugün bir kez daha yalnız bırakılmamalıdır. Kullanıcıyı bir kahraman, mekânı (veya tasarımı) bir hikâye haline getiren yeni tasarım anlayışı, kullanıcıyı ve onun deneyimini öne çıkarır (Lupton, 2017). Yapılan her bina (tasarım) ya olduğu gibi korunur ya yıkılır ya da değişime uğrar (Scott, 2008: p. 1). Fred Scott (2008) değişiklik yapma (alteration) stratejilerini bir araya toparlamış ve iç mimarlık için temel teori olabilecek bir eser ortaya çıkarmıştır. Bu stratejilere bakıldığında, en önemli kararlardan biri değişiklik yapılan binayı/mekânı (guest building) anlamak ve ona doğru şekilde cevap vermektir (Scott, 2008). Fred Scott’un (2008) yaklaşımı iki nedenden çok önemlidir: (1) iç mimar hemen hemen her zaman var olan bir binanın (veya mekânın) değişiminden sorumludur, yani disiplinin özünde değişim vardır ve (2) iklim değişikliği ve beraberinde getirdiği sürdürülebilir tasarım ilkeleri, yıkıp/yeniden yapmak yerine, var olanı kullanıp değiştirmeyi zorunlu hale getirmiştir. Bugünün iç mimarları kullanıcıya ve/veya değişiklik yapılan binaya köle olmadan, onların doğalarını anlayarak tasarlamalıdırlar. Tasarımcının kayıtsız şartsız ana karar verici olduğu zaman kullanıcının ihtiyaçları ve/veya binanın kimliği ve geçmişi göz ardı edilmiştir ve/veya binanın potansiyeli kullanılamamıştır. Kullanıcı ana karar verici olduğunda ise ortaya çıkan mekân tasarım olmaktan çıkıp, en yanlış tasarım ögelerinin bir araya geldiği bir yanlışlıklar senfonisi olmuştur. Günümüzde hedeflenen iç mimarlık anlayışı bunun dengesini bulmaktır.

Mutfak tasarımının günümüzde geçtiği yeni sınavın adı kompost ve geçmişteki sınavların aksine bu sefer iç mimarlar kullanıcıyı analiz etmekte başarısız olurlarsa bu iklim sorunundan besin sorununa kadar birçok konuya katkıda bulunamamak ve yine kullanıcının ve toplumun ihtiyaçlarını karşılayamamış olmak olacak. Geçmişte olduğu gibi, kullanıcının ve/veya değişiklik yapılan binanın (veya sadece mutfağın) kimliği ve ihtiyaçları yok sayılarak tasarım yapılması, bir kez daha kullanıcıların kendi derme çatma tasarım çözümleri geliştirmesine neden olmayacak, bu sefer kullanıcı basit olana yönelecek ve kompost yapmayacak, nereye gittiğini düşünmeden çöplerinikarıştırıp atacaktır. Çünkü bizler kendi küçük ölçeklerimizde ufacık bir çöp görürüz, o ufacık çöplerin birleşip yarattığı dağları her gün göremediğimizden önemini anlasak ve bilsek de içselleştiremeyiz. Kullanıcı da (tasarımcı da bir kullanıcıdır) kompost yapmak yerine çok da pahalı olmayan bir paket toprak alma yolunu seçecek, karıştırıp attığı çöplerinin ve bir paket toprağın gerisinde bıraktığı karbon ayak izini ise kolayca görmezden gelecektir. Hatta başka bir ülkeden gelen toprağın, bitkileri ve kendi sağlığı için daha iyi olacağına inanırsa, seve seve karbon ayak izi daha da büyük olan seçeneğe yönelecektir. Bu tip bir yönelimi yargılamak değil, yönelimi nasıl değiştirmemiz gerektiğini tartışmamız lazım. Kullanıcıyı ve toplumu bilinçlendirmek ve farkındalığı arttırmak çok önemli, insanlar bu dünyadan ayrılırken arkalarında karbon ayak izi değil de güzel işler bırakmak isteyeceklerdir. Bu durumun günlük hayat pratiklerine uyum sağlayabilmesi, ancak ve ancak tasarımcının hem kullanıcıyı (birey ve toplum düzeyinde) hem de değişim yapacakları mevcut mekânları/binaları/ürünleri anlamalarına ve doğru tasarım stratejileri geliştirmelerine bağlıdır. Geçmişin en büyük hatası kullanıcının ‘tasarımcıyı/mimari anlamadığı’ bir bağlamda ‘toplumun hazır olmadığına’ inanılmasıydı, hâlbuki aslında tasarımcı/mimar kullanıcısını ve toplumu anlayamamıştı. Bu hataların tekrarlanması Türk tasarımı için büyük bir kayıp olur, çünkü hem kırsaldan gelen hem de şehirde balkonlarda oluşan güçlü bir gelenek, bu yeni değişimi destekleyecek alt yapıya sahip. Mutfaklarda, balkonlarda, depolarda ve diğer tüm mekânlarda gerekli değişimlerin yapılması ve bu değişimler yapılırken her tasarım disiplininden (mimarlık, iç mimarlık, şehir tasarımı, peyzaj mimarlığı ve ürün tasarımı) profesyonelin hem kullanıcıyı hem de mekânı anlamayı hedefleyerek beraber çalışması bir gerekliliktir.

Blaché, Pierre. Londra, 30 St Mary Axe. https://pixabay.com/tr/photos/londra-bina-bu-acur-30-st-mary-axe-4391575/ Erişim tarihi: 25.08.2020

Dönmez Karagözler, Didem. Modernleşen Türkiye’de konut mutfağının değişimi: 1950-1965. İstanbul: Bahçeşehir Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2011.

Lupton E. Design is storytelling. Smithsonian Design Museum New York: Cooper Hewitt; 2017.

Scott, F. (2008). On altering architecture. Routledge.

Tütün, Y., 2002. 1930’ların Mizahında Kent Planlama ve Mimarlık Arredamento Tasarım Kültürü Dergisi. 10, ss.76-82

Paylaşmayı ve takip etmeyi unutmayın!

Categories:

No responses yet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir