Merve Peker
Latest posts by Merve Peker (see all)

Karantina Döneminde Kendine Yetebilmek

Kendine yetebilme kavramını sözlük tanımı seviyesinde tanıyalım önce. İki farklı tanımı var sözlükte, ilki daha psikolojik bir açıklama; “Diğer insanlardan yardım almadan kendinize bakabilmenin, mutlu olabilmenin veya sorunlarla başa çıkabilmenin kalitesi.” İkinci tanım ise bir miktar üretim – tüketim alışkanlıklarımızı inceleyen bir tanım; “İhtiyacınız olan her şeyi, özellikle yiyeceklerinizi, başkalarının veya ülkelerin yardımı olmadan sağlayabilme kalitesi veya durumu. “




Her şeyden önce kendine yetebilme kavramı, psikolojik bir katman ile başlayıp, daha sonrasında fiziksel bir şekilde ilerlemesi gereken bir olgudur. İlk aşamada kendimizle vakit geçirmekten keyif almaya başlayıp zamanla kendimizle daha fazla iletişim halinde olmamız gerekiyor. Kendimizle konuşup, neye ihtiyacımız olduğunu öğrenmemiz, kendimize teşekkür edebilmemiz ve gerektiği yerde de kendimizi yargılayabildiğimiz bir serüven bence bu. Önce kendimizle arkadaş olup, istek, arzu ve ihtiyaçlarımızı tam anlamıyla kavrayıp karşılamaya başladıktan sonra, kendimizle mutlu ve kendimize yetmeye başlayan bir kişi olduğumuz farkındalığına erişeceğimiz bir süreç. Kendimizle denkleşmeye başladığımız ve bundan keyif aldığımız sürece fark edeceğiz ki, kendi temel ihtiyaçlarımızı da kendimiz giderebiliriz.





Bu aslında kişisel bir sürdürülebilirliktir. Kendi kendini sürdürülebilen bir yaşam idame ettirebiliriz, hem de sadece nefes almaya devam ederek ve biraz farkındalığımızı arttırarak. Peki kendine yetebilme kavramını nasıl bir ‘Sen’ hayatına geçirebilir ve neden uygulamalıdır?

  • Kaynakları idareli kullanan bir sen, çünkü biliyorsun ki dünyamızın bize sunduğu kaynakların da bir limiti var. Onları idareli ve bilinçli bir şekilde kullanmazsak zamanı geldiğinde yokluğundan dolayı zarar görebiliriz. Örneğin hijyenine önem verirken bir yandan harcadığın suyun kaynaklarını düşün. Bir bireyin günlük ortalama su tüketim miktarı yaklaşık 100 ila 150 litre arasındadır. Gerektiği yerde harcaman ve tasarruf etmen dünya için çok önemli.

  • Kendi besinini üreten bir sen, çünkü aslında minik bir saksı alıp içine birkaç avuç toprak ve birkaç sebze veya meyve tohumu ekmenin o kadar da zor olmayacağını ve içten içe o bitkileri sulayıp, olgunlaştığında ürününü yemenin hazzını tatmak istediğini biliyorsun. Bir kişi bir yılda ortalama 80-100 kilo meyve-sebze tüketebiliyor. Bunun belli bir miktarını neden kendin üretmeyesin ki? Hatta sınırlarını biraz daha zorlayıp kendi bitkilerini yetiştirebileceğin toprağını bile kendin üretebilecekken…

  • Minimal yaşayan bir sen, çünkü ‘Az ama öz’ kavramı hepimizin içinde olan bir kavram aslında ve az tüketip hem çok mutlu hem de tatmin olabileceğini içten içe hissediyorsun. Hayatta kalmaya ve yaşamdan zevk almaya odaklanabilirsin. Altı ana parametre kendi kendine yeten yaşama yaklaşımımızı yönlendirir: Su, barınak, yiyecek, enerji (ulaşım dahil), finans ve topluluk (eğlence dahil). Asıl odaklanman gereken bunları nasıl karşılayacağın ve ne kadar öz yaşayacağın.

  • İlişkilerini besleyen ve ilişkilerinden beslenen bir sen, çünkü öğrendiğin en ufak bir şeyi bile bir yakınınla paylaşman belki de karşındaki insanın filizlenmesine sebep olacaktır. İlişkilerine kıymet verebilir ve etkileşim içerisinde olduğun insanlarla beraber yeşerebilirsin. Sağlıklı ilişkiler ve etkileşimde olunan insanlarla verimli vakit geçirmek insanı birçok gereksiz tüketim alışkanlığından uzaklaştırabilir. Bi düşünsene? Etkilen ve etkile, basit ama etkili bir motto.

Etkilen ve etkile, basit ama etkili bir motto.

Aslında sürdürülebilirlik veya kendine yetebilme dediğimiz kavram hepimizin içinde var olan ve kendimizle sürdürdüğümüz bir sistem. Sadece kendimiz ve çevremiz hakkında daha bilinçli ve meraklı olup daha çok araştırmamız, soru sormamız ve öğrenmemiz gerekiyor. Zaten yeterince bilgi edindiğimizde aksiyona da o kadar rahat geçebiliriz. Aksiyonlarımızı tetikleyecek şeyler; bilgi ve bilinç.

Hepimizin bildiği üzere ülkece son 2 haftadır, küresel bazda ise son 2 aydır oldukça talihsiz olan COVID-19(Corona) salgın hastalığın etkisindeyiz. Bu sürece, gerek çevremizden duyduğumuz kadarıyla gerek de medyada & sosyal medyada takip ettiğimiz kadarıyla şu zamana kadar oldukça alışılmışın dışında olan durumlara tanık olduk.

Sokağa çıkma yasakları, karantinalar, erzak depolama savaşları… İnsanlığın kırılma noktası veya sınanma dönemi sayılabilecek olaylar yaşadık. Bu süreçte en çok tepki alan olaylardan bir tanesi insanların ev karantinasına girmeden önce yaptıkları erzak depolama sırasında yaşadığı kaoslar oldu. İnsanların uzun süre dışarıya çıkamama korkusu ile ürünleri yağmaladığı görüntüler oldukça akıllara kazınır nitelikteydi. Peki ya bunca tedbir yerine hepimiz kendimize yetebilen bireyler olabilsek ve ihtiyacımız kadarıyla tatmin olabilsek ortaya nasıl bir tablo çıkardı acaba?


Örneğin balkonumuza veya salonumuzun bir köşesine domates, salatalık, biber veya soğanımızı ekebilseydik, organik atıklarımızı değerlendirebilseydik, az ve öz tüketseydik acaba bu kaosu nasıl yönetebilirdik? Aslında kafamızdaki soruların cevapları kendi içimizde.

Önlemler sebebiyle evde geçireceğimiz üç haftaya sahibiz. Kendine yetebilme kavramını kendi içimizde denemek için en iyi zaman bu üç hafta.

Unutma, kendine yetebilme kavramını hayata geçirebilmeye başlamak için en iyi gün dündü, en iyi ikinci gün ise bugün…



Paylaşmayı ve takip etmeyi unutmayın!

No responses yet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir